Main img Türkiye’de alacak tahsilatı

Türkiye’de alacak tahsilatı

Türkiye’de alacak tahsilatı prosedürü, borçlunun hukuki ve mali durumunun, borcun niteliğinin ve alacaklının talebini doğrulayan belgelerin incelenmesiyle başlar. Bu aşamada borçlunun doğru unvanı, mevcut sicil bilgileri, faaliyet alanı, tebligat adresi, olası icra takipleri, devam eden mahkeme davaları, malvarlığına ilişkin göstergeler ve borçlunun itiraz etme ihtimali değerlendirilmelidir. Bu analiz, alacaklının dostane tahsilat, ilamsız icra takibi, dava yolu, ihtiyati haciz, yabancı mahkeme kararının tenfizi veya iflasla bağlantılı işlemlerden hangisini tercih etmesi gerektiğini belirlemeye yardımcı olur.

Borçluya karşı aktif bir mahkeme takibinin veya alacağın tahsiline ilişkin uygulanmamış mahkeme kararlarının bulunmaması ve borçlunun ticari faaliyetlerine devam etmesi halinde, yargı dışı tahsilat yolu tercih edilebilir hale gelmektedir.

Bu aşama, alacaklının taleplerini veya diğer olası uzlaşma seçeneklerini (örneğin, malların iadesi, borcun üçüncü bir tarafa devredilmesi, hizmet veya mal takası) ödemek için bir anlaşmaya varmak üzere borçlu ile aktif müzakereleri içerir. 

Borçlu ile etkileşim, ihbarın posta, e-posta, telefon veya kurye yoluyla gönderilmesinden hemen sonra başlar. Bu süreç, sürekli baskı uygulamak için borçlu ile yoğun iletişimi içerir. Temel amaç, borcun mümkün olan en kısa sürede tahsil edilmesini sağlamak için kilit karar mercileriyle temas kurmaktır.

Yargı dışı tahsilatın ortalama süresi 60 güne kadardır (taksitlendirme anlaşması vakaları hariç). Bu aşama beklenen sonuçları getirmezse veya ilk analizden sonra uygulanamayacağı anlaşılırsa, yargı yoluyla tahsilata başlamak gerekmektedir.

Türkiye’de hukuki yollara başvurmadan önce, alacaklının uygulanacak zamanaşımı süresini kontrol etmesi gerekir. Türk Borçlar Kanunu’na göre, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça genel zamanaşımı süresi 10 yıldır. Ancak bazı alacaklar için 5 yıllık zamanaşımı uygulanabilir. Bu kapsama kira bedelleri, faiz alacakları, belirli dönemsel edimler ve vekalet, komisyon, acentelik veya benzeri hukuki ilişkilerden doğan bazı alacaklar girebilir. Zamanaşımı süresi kural olarak alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Taraflar, kanuni zamanaşımı sürelerini sözleşmeyle uzatamaz veya kısaltamaz.

Zamanaşımı süresi, borçlunun borcu ikrar etmesi, faiz ödemesi, kısmi ödeme yapması, rehin vermesi veya kefil göstermesi halinde kesilebilir. Ayrıca alacaklının mahkemeye veya hakeme başvurması, icra takibi başlatması ya da alacağını iflas masasına bildirmesi halinde de zamanaşımı kesilir. Zamanaşımının kesilmesinden sonra, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre yeni bir süre işlemeye başlar.

Türkiye’de alacakların tahsili genellikle iki ana hukuki yolla gerçekleştirilir: ilamsız icra takibi ve mahkeme kararına dayalı icra takibi. Alacaklı hâlihazırda yabancı bir mahkeme kararına sahipse, borçlunun Türkiye’deki malvarlığına başvurulmadan önce bu kararın Türkiye’de tenfiz edilmesi gerekebilir.

İlamsız icra takibi, alacaklının icra organına başvurarak ödeme emri düzenlenmesini istediği birçok para alacağı bakımından kullanılabilir. Bu olağan yol, 7155 sayılı Kanun’da düzenlenen Merkezi Takip Sistemi’nden ayrılmalıdır. Merkezi Takip Sistemi esas olarak abonelik sözleşmelerinden ve bu sözleşmelerin ifası amacıyla tüketiciye sunulup bedeli faturaya yansıtılan mal veya hizmetlerden doğan para alacakları için öngörülmüştür. Bu nedenle, olağan ticari fatura borçları otomatik olarak bu özel sistem kapsamındaki alacaklar gibi değerlendirilmemelidir.

Ödeme emri borçluya tebliğ edilir ve borçlu kural olarak usulüne uygun tebliğden itibaren yedi gün içinde borcu ödeyebilir veya itiraz edebilir. Zorunlu elektronik tebligata tabi şirketler ve diğer kişiler bakımından tebligat elektronik yolla yapılabilir. Borçlu süresi içinde itiraz etmezse, icra takibi devam edebilir ve alacaklı cebri tahsil işlemlerine geçebilir.

Borçlu süresi içinde itiraz ederse, olağan ilamsız icra takibi kural olarak durur. Alacaklı daha sonra elindeki delillere göre uygun hukuki yola başvurarak tahsilatı sürdürmeye çalışabilir. Uygulamada bu, itirazın iptali davası veya alacaklının icra hukuku bakımından yeterli belgelere sahip olduğu durumlarda icra mahkemesinde itirazın kaldırılması talebi şeklinde olabilir. İtirazın iptali davası için öngörülen bir yıllık süre, asıl alacağa ilişkin genel zamanaşımı süresinden ayrı değerlendirilmelidir.

Alacaklı ayrıca en baştan dava yolunu seçebilir veya borçlunun itirazı doğrudan icrayı etkisiz hale getirdikten sonra mahkemeye başvurabilir. Doğrudan icra ile dava yolu arasındaki tercih; belgelerin niteliğine, borçlunun ileri sürebileceği itirazlara, alacağın tutarına, malvarlığının korunması ihtiyacına ve uyuşmazlığın zorunlu arabuluculuğa tabi olup olmadığına göre yapılmalıdır.

İtiraz iptal edilir ve kanuni şartlar oluşursa, alacaklı icra takibine devam edebilir ve borçludan haksız itiraz nedeniyle tazminat talep edebilir. Bu tazminat, itiraz uyuşmazlığında kabul edilen veya hüküm altına alınan tutarın kural olarak en az %20’sidir. Dava reddedilir ve mahkeme alacaklının kötü niyetli hareket ettiğini tespit ederse, benzer bir tazminat riski alacaklı bakımından da doğabilir. Bu nedenle %20 tazminat kuralı, delillerin gücü, talep edilen tutar ve borçlunun itirazının içeriği ile birlikte değerlendirilmelidir.

Mahkeme kararına dayalı icra takibi, alacaklının borcu doğrulayan bir mahkeme kararına ihtiyaç duyduğu veya borçlunun itirazı nedeniyle doğrudan icranın etkisiz kaldığı durumlarda kullanılır. 2019 yılından itibaren, konusu bir miktar paranın ödenmesi veya tazminat olan birçok ticari dava bakımından zorunlu arabuluculuk dava şartı haline gelmiştir. Bu nedenle birçok ticari alacak uyuşmazlığı, yetkili mahkemeye götürülmeden önce arabuluculuk aşamasından geçmelidir.

Zorunlu arabuluculuğa tabi ticari bir para alacağı, arabuluculuk aşaması tamamlanmadan doğrudan mahkemeye götürülürse dava usulden reddedilebilir. Arabulucu, görevlendirildiği tarihten itibaren kural olarak süreci altı hafta içinde sonuçlandırmalıdır. Zorunlu hallerde bu süre en fazla iki hafta daha uzatılabilir. Taraflar anlaşmaya varırsa, düzenlenen anlaşma belgesi borcun gönüllü olarak ödenmesi veya sonraki icra adımları bakımından önemli bir dayanak oluşturabilir.

Borçlunun malvarlığını gizleme, varlıklarını üçüncü kişilere devretme veya ilerideki icrayı etkisiz hale getirme riski varsa, alacaklı ihtiyati haciz talebini değerlendirebilir. Türk icra hukukuna göre, rehinle güvence altına alınmamış ve vadesi gelmiş bir para alacağının alacaklısı, borçlunun elindeki veya üçüncü kişilerde bulunan taşınır mallar, taşınmaz mallar, alacaklar ve diğer malvarlığı hakları üzerinde ihtiyati haciz isteyebilir. Vadesi gelmemiş alacaklar bakımından bu yol yalnızca belirli durumlarda, örneğin borçlunun belirli bir yerleşim yerinin bulunmaması veya borçlunun mal kaçırmaya, mal gizlemeye ya da yükümlülüklerinden kaçmaya çalışması halinde kullanılabilir. Bu araç, gecikmenin daha sonraki mahkeme kararının veya icra takibinin pratik değerini azaltabileceği sınır aşan alacak tahsilatı dosyalarında özellikle önemlidir.

Yargılama süreci, tarafların görüşlerinin dinlenmesi ve delillerin değerlendirilmesi yoluyla yürütülür. Kanun her alacak davası için tek ve kesin bir yargılama süresi belirlememiştir. Ancak mahkeme gereksiz gecikmelerden ve taraflar üzerinde orantısız usul yükünden kaçınmalıdır. Uygulamada süre, mahkemenin iş yüküne, delillerin karmaşıklığına, tarafların davranışına ve ek usul işlemlerinin gerekip gerekmediğine bağlıdır.

Davanın görülmesi sonucunda mahkeme gerekçeli karar verir. Alacak tahsilatı bakımından ilk derece mahkemesi kararını, kanun yolları kullanılmadığında veya üst mahkemelerin incelemesi tamamlandığında kesinleşen ve icraya esas alınabilen karardan ayırmak önemlidir.

İlk derece mahkemesi kararından memnun olmayan taraf, gerekçeli kararın usulüne uygun tebliğinden itibaren genellikle iki hafta içinde istinaf yoluna başvurabilir. İstinaf başvurusu her durumda icranın imkansız hale geleceği anlamına gelmez. Başvurunun icraya etkisi ve icranın durdurulması, kararın niteliğine, yargılamanın aşamasına ve teminat gösterilip gösterilmediğine bağlı olabilir. İstinaf incelemesi için kanunda her dosya bakımından geçerli tek bir sabit süre öngörülmemiştir.

Bölge adliye mahkemesi kararı, kanuni koşullar mevcutsa tebliğden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz edilebilir. 2026 yılı için hukuk davalarında temyiz parasal sınırı 682.000 Türk lirasıdır. Talep değeri uygulanacak sınırın altındaysa veya ilgili karar kanunen kesin nitelikteyse, temyiz yolu kapalı olabilir.

Alacaklı hâlihazırda yabancı bir mahkeme kararına sahipse, bu karar Türkiye’deki borçlu malvarlığı üzerinde kural olarak doğrudan icra edilemez. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’a göre, hukuk davalarına ilişkin kesinleşmiş yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de icra edilebilmesi için yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesi gerekir. Başvuruya yabancı mahkeme kararı, kararın verildiği ülke hukukuna göre kesinleştiğini gösteren belge ve onaylı çeviriler eklenmelidir. Türk mahkemesi, karşılıklılık, kararın kesinliği, usulüne uygun tebligat, savunma hakkı, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine aykırılık bulunmaması ve Türk kamu düzenine uygunluk gibi kanuni koşulları inceler.

Alacaklı, mahkeme kararını veya yabancı mahkeme kararının Türkiye’de icrasına izin veren tenfiz kararını aldıktan sonra, borçlu borcu gönüllü olarak ödemezse ilamlı icra takibi başlatabilir. İcra organı borçluya icra emri tebliğ eder. Para alacaklarında borçlu kural olarak icra emrinde belirtilen tutarı ödemek veya ilgili usul kuralları kapsamında icranın durdurulmasını talep ediyorsa teminat göstermek gibi hukuki imkanları kullanmak için yedi günlük süreye sahiptir.

Borçlu ödeme yapmaz ve icra devam ederse, icra amacıyla yeterli mal beyanında bulunması gerekebilir. Borçlu gerekli mal beyanında bulunmazsa, alacaklı icra mahkemesinden zorlayıcı tedbir uygulanmasını isteyebilir. İcra ve İflas Kanunu’nun 76. maddesine göre, mal beyanında bulunmayan borçlu, alacaklının talebi üzerine ve icra mahkemesi hakiminin kararıyla beyanda bulununcaya kadar tazyik hapsine tabi tutulabilir; ancak bu süre üç ayı geçemez.

Borçlu gerekli süre içinde ödeme yapmaz ve icranın durdurulmasına ilişkin etkili bir sonuç elde etmezse, alacaklı borçlunun malvarlığı üzerinde cebri icra talep edebilir. Bu kapsamda banka hesapları, alacaklar, taşınır mallar, taşınmaz mallar ve diğer malvarlığı hakları haczedilebilir; alacağın karşılanması için satış veya gerekli diğer işlemler uygulanabilir.

İcra aşamasında, borçlunun alacaklının tahsilat imkanını azaltmak amacıyla mallarını üçüncü kişilere devredip devretmediğinin incelenmesi de önemlidir. Borçlu, alacaklıların haklarını zedelemeye yönelik işlemler yapmışsa, Türk hukuku bu işlemlerin iptalinin veya alacağın devredilen malvarlığı ya da değeri üzerinden tahsil edilmesini sağlayacak tedbirlerin değerlendirilmesine imkan verebilir.

Alacaklının yabancı bir şirket veya yabancı gerçek kişi olması halinde, Türk hukuku yargılama ve takip giderleri ile karşı tarafın olası zararlarını karşılamak üzere teminat gösterilmesini gerektirebilir. Teminat tutarı somut dosyada yetkili mahkeme veya yetkili makam tarafından belirlenir. Uygulamada bütçe planlaması bakımından alacak tutarının %25’i ihtiyatlı bir referans olarak kullanılabilir; ancak bu oran sabit bir kanuni oran gibi gösterilmemelidir. Yabancı alacaklı, karşılıklılık ilkesine veya uygulanabilir bir uluslararası sözleşmeye dayanarak teminattan muaf tutulabilir. Bu kapsamda, şartları mevcutsa 1954 tarihli Lahey Hukuk Usulüne Dair Sözleşme de dikkate alınabilir.

Lahey Hukuk Usulüne Dair Sözleşme’nin güncel durum tablosuna göre bu sözleşmenin 49 akit tarafı bulunmaktadır. Türkiye bu sözleşmeye taraftır. Sözleşme kapsamındaki devletlere örnek olarak İspanya, Almanya, Portekiz, Fransa, İtalya, Polonya, Ukrayna, Kazakistan, Özbekistan, Japonya, İsviçre, İsveç, Hollanda, Avusturya, Belçika, Romanya, Çekya ve Slovakya gösterilebilir. Teminattan muafiyet, sözleşmenin güncel durumu, uygulanabilir ikili anlaşmalar ve karşılıklılık uygulaması dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Olağan icra takibi veya mahkeme kararına dayalı icra alacağın tahsilini sağlamazsa, alacaklı iflas takibini değerlendirebilir. Ancak bu yol her borçlu bakımından uygun değildir. Türkiye’de iflas, esas olarak tacirler, ticaret şirketleri ve ticaret hukuku ile icra hukuku uyarınca iflasa tabi olan kişiler bakımından önem taşır. Ticari faaliyet yürütmeyen gerçek kişiler için malvarlığına yönelik icra çoğu durumda daha uygun yoldur.

Şirket ortaklarının, pay sahiplerinin, yöneticilerin veya şirket yönetimine katılan kişilerin şirket borçlarından sorumluluğu; borçlunun hukuki şekline, borcun niteliğine ve ilgili kişinin yönetimdeki rolüne bağlıdır. Özel ticari borçlar bakımından limited şirketler ve anonim şirketler için genel kural, şirketin kendi malvarlığıyla sorumlu olmasıdır. Ortaklara veya pay sahiplerine doğrudan başvuru ise sınırlıdır. Daha geniş kişisel sorumluluk özellikle bazı kamu borçlarında veya kişinin ayrıca kanuni ya da sözleşmesel sorumluluğunun bulunduğu özel durumlarda gündeme gelebilir.

Bu nedenle özel ticari borç dosyalarında uygulamadaki odak çoğu zaman borçlu şirketin malvarlığına, alacaklarına, banka hesaplarına, taşınmazlarına, taşınırlarına ve malvarlığını alacaklıların erişiminden çıkarmak için yapılmış olabilecek işlemlere yönelir. Borçlunun haczedilebilir malvarlığı yoksa, alacaklı iflas takibinin, ihtiyati haczin, şüpheli işlemlerin iptalinin veya yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tenfizinin tahsilat konumunu güçlendirip güçlendirmeyeceğini değerlendirmelidir.

Türkiye’de uluslararası alacak tahsilatı konusunda desteğe ihtiyacınız varsa, GrandLiga belgelerin incelenmesi, borçlunun değerlendirilmesi, uygun tahsilat yolunun seçilmesi, Türkiye’deki hukukçularla koordinasyon ve icra işlemleriyle bağlantılı adımlar konusunda yardımcı olabilir. Strateji; borçlunun statüsüne, mevcut delillere, zamanaşımı süresine, malvarlığına, olası itirazlara ve dosyanın arabuluculuk, dava yolu, ilamsız icra takibi, yabancı mahkeme kararının tenfizi veya iflasla bağlantılı işlemler gerektirip gerektirmediğine göre belirlenmelidir.

18.06.2024
530