Yabancı bir tedarikçi, Avustralyalı bir üreticiye vadeli olarak hammadde veya malzeme satar. Mallar teslim edilir, üretimde kullanılır ve fatura ödenmeden önce nihai bir ürüne dönüştürülür. Alıcı temerrüde düştüğünde, başlangıçtaki malzemeleri artık ayrı ayrı tanımlamak veya fiziksel olarak geri almak mümkün değildir.
Bu durum, malzemelerle birlikte tedarikçinin teminat hakkının da ortadan kalktığı anlamına mı gelir?
Her zaman değil.
Avustralya’nın kişisel mallar üzerindeki teminatlara ilişkin mevzuatı bu tür durumlar için özel bir sistem öngörür. Federal Personal Property Securities Act 2009 (Cth) (PPSA) kapsamındaki Part 3.4, malların üretilmesi, işlenmesi, birleştirilmesi veya karıştırılması sonucunda bağımsız kimliklerini kaybettikleri durumları düzenler.
Kanunda öngörülen şartlar yerine getirildiğinde, tedarikçinin başlangıçta teslim ettiği mallar üzerindeki teminat hakkı, ortaya çıkan yeni ürün veya ortak mal kitlesi üzerinde devam edebilir.
Bu durum, özellikle Avustralyalı alıcının ödeme güçlüğüne düşmesi ve yabancı tedarikçinin bir banka veya diğer teminatlı alacaklılarla rekabet etmesi halinde büyük önem taşıyabilir.
Ancak bu kurallar, ödenmemiş bir tedarikçinin otomatik olarak bütün nihai ürünün sahibi olduğu anlamına gelmez. Teminat hakkının varlığı, üçüncü kişilere karşı etkin hale getirilip getirilmediği, başlangıçtaki malzemelerin değeri ve diğer alacaklıların önceliği ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Malzemeler fiziksel olarak ortadan kalkabilir, ancak teminat hakkı devam edebilir
PPSA section 99, teminat konusu malların yeni bir ürünün veya ortak bir mal kitlesinin parçası haline geldiği durumları düzenler.
Başlangıçtaki mallar üretim, işleme, montaj veya karıştırma sonucunda kendi kimliklerini kaybetmişse, teminat hakkı yeni ürün veya mal kitlesi üzerinde devam edebilir.
Kanun, malların teorik olarak eski haline getirilebilmesinin mümkün olduğu ancak bunun ticari açıdan artık uygulanabilir olmadığı durumları da dikkate alır.
Uygulamada bu mekanizma çok farklı ticari işlemler bakımından önem kazanabilir.
Çelik, başka malzemelerle birlikte işlenerek endüstriyel ekipmana dönüştürülebilir. Kimyasal maddeler yeni bir ürün oluşturmak için karıştırılabilir. Farklı tedarikçilere ait tahıllar aynı depolama alanında birleştirilebilir. Hammaddeler gıda üretiminde kullanılabilir. Bir tedarikçinin sağladığı malzeme, alıcının ürettiği ürünün ayrılmaz bir parçası haline gelebilir.
Bu nedenle, tedarikçinin başlangıçta teslim ettiği malzemeleri fiziksel olarak geri alamaması, teminatlı konumunu otomatik olarak kaybettiği anlamına gelmez.
Bununla birlikte temel bir şart vardır: yalnızca faturanın ödenmemiş olması PPSA kapsamında kendiliğinden bir teminat hakkı yaratmaz.
Başlangıçtan itibaren teminat hakkı doğuran bir sözleşme veya sözleşme hükmü bulunmalıdır. Örneğin, tam ödeme yapılıncaya kadar mülkiyetin tedarikçide kalmasını öngören uygun şekilde hazırlanmış bir mülkiyeti muhafaza hükmü böyle bir teminat hakkı oluşturabilir.
Personal Property Securities Register (PPSR) kaydı ise, kayıt uygulanabilir koruma yöntemi olduğunda, teminat hakkının belirli üçüncü kişi taleplerine karşı ileri sürülebilmesini sağlar.
Part 3.4, zaten mevcut olan bir teminat hakkının malların işlenmesi veya karıştırılmasından sonra devam etmesine imkân tanır. Sıradan bir ödenmemiş faturayı geriye dönük olarak teminatlı bir borca dönüştürmez.
Mallar ne zaman işlenmiş veya karışmış sayılır?
Section 99 bakımından temel soru, başlangıçtaki malların kullanıldıktan sonra bağımsız kimliklerini koruyup korumadığıdır.
Bu durum, tek bir parçanın başka bir mala monte edilmesine rağmen bağımsız ve tanımlanabilir bir unsur olarak kalmasından ayrılmalıdır.
Örneğin, bir makineye takılmış motor hâlâ tanımlanabilir ve sökülebilir durumda olabilir. Böyle bir durum PPSA kapsamında başka bir mala monte edilen bileşenlere ilişkin kurallara tabi olabilir.
Buna karşılık reçinenin diğer maddelerle birlikte kompozit bir ürüne dönüştürülmesi veya birden fazla tedarikçinin aynı tür mallarının, belirli bir partiyi ayırmanın artık pratik olarak mümkün olmadığı ortak bir kitle içinde karıştırılması farklı bir durumdur.
Bu ayrım önemlidir çünkü PPSA, başka mallara eklenen unsurlar ile işlenmiş veya karıştırılmış mallar için farklı hukuki rejimler öngörür.
Bu nedenle alacaklı, teslim edilen malzemeye fiilen ne olduğunu belirlemeli; başka bir mala dâhil edilen her unsurun aynı hukuki kurala tabi olduğunu varsaymamalıdır.
Taşınmazın parçası haline gelen veya fixtures niteliği kazanabilecek malzemeler de ayrıca değerlendirilmelidir. PPSA kişisel mallara ilişkin bir rejimdir; bu nedenle bina veya araziye dâhil edilen her unsur Part 3.4 kapsamında sıradan bir karışmış mal olarak değerlendirilemez.
Teminatın üçüncü kişilere karşı etkinliği yeni üründe devam edebilir
Teminat hakkının devam etmesi analizin yalnızca ilk aşamasıdır. Alacaklı açısından diğer kişiler karşısındaki öncelik çoğu zaman daha da önemlidir.
Section 100, section 55 kapsamındaki genel öncelik kuralları bakımından, başlangıçtaki mallar üzerindeki teminat hakkının üçüncü kişilere karşı etkin hale getirilmesinin yeni ürün veya ortak mal kitlesinde devam eden teminat hakkı bakımından da dikkate alınacağını öngörür.
Başka bir ifadeyle, malın işlenmesi daha önce doğru şekilde korunmuş bir teminat hakkını otomatik olarak etkisiz hale getirmez.
PPSA sisteminde bu hukuki durum perfection olarak ifade edilir. Bu kavram, teminat hakkının kanunda öngörülen yöntemlerden biriyle üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek şekilde tamamlanmasını ifade eder. Mallar bakımından uygulamada zamanında PPSR kaydı yapılması çoğu kez kritik öneme sahiptir.
Bir tedarikçinin vadeli olarak teslim ettiği malzemeler üzerinde geçerli bir teminat hakkına sahip olduğunu ve bu hakkı malzemeler üretimde kullanılmadan önce usulüne uygun şekilde koruma altına aldığını varsayalım.
Alıcı daha sonra bu malzemeleri nihai ürün stokuna dönüştürür.
Tedarikçi, başlangıçtaki mal parçalarının fiziksel olarak hâlâ bulunabildiğini ve geri alınabildiğini mutlaka kanıtlamak zorunda değildir. Part 3.4, kanuni şartların yerine gelmesi halinde teminat hakkının üretim sonucunda ortaya çıkan ürün üzerinde devam etmesine imkân tanıyabilir.
Bu nedenle PPSR konumu, alıcının ciddi mali sorunları ortaya çıktıktan sonra değil, daha önce değerlendirilmelidir.
Tedarikçi bütün nihai ürün üzerinde otomatik olarak hak kazanmaz
Teminat hakkının devam etmesi, tedarikçiye nihai ürünün bütün değeri üzerinde sınırsız bir hak vermez.
Section 101 önemli bir sınırlama getirir.
Devam eden teminat hakkının ürün veya mal kitlesi üzerindeki başka bir teminat hakkına karşı önceliği, başlangıçtaki malların ürünün veya kitlenin parçası haline geldiği tarihteki değeriyle sınırlıdır.
Örneğin yabancı bir tedarikçi Avustralyalı bir üreticiye 80.000 AUD değerinde özel malzeme teslim etmiş olsun.
Alıcı kendi emeğini, diğer bileşenleri ve üçüncü kişilere ait malzemeleri de kullanarak 250.000 AUD değerinde bir makine üretir.
Tedarikçi, 80.000 AUD değerindeki katkısının kendisine otomatik olarak 250.000 AUD değerindeki tüm nihai ürün üzerinde öncelik sağladığını varsayamaz.
Part 3.4, tedarikçinin teminatlı konumunu korumayı amaçlar; ancak alıcının emeği veya başka kişilerin malları sayesinde ortaya çıkan ek değer üzerinde gerekçesiz bir hak vermez.
Bu nedenle teslim edilen malzemelerin değerini gösteren belgeler uygulamada büyük önem taşıyabilir.
Faturalar, siparişler, teslim belgeleri, miktar kayıtları, üretim belgeleri ve malzemelerin üretim sürecine ne zaman dâhil edildiğini gösteren kayıtlar, alacaklının gerçek teminatlı pozisyonunun belirlenmesinde önemli olabilir.
Birden fazla tedarikçinin malzemesi aynı üründe kullanılmışsa ne olur?
Birden fazla teminatlı tedarikçinin malzemelerinin aynı nihai ürün veya ortak mal kitlesi içinde yer alması halinde uyuşmazlık daha karmaşık hale gelir.
PPSA section 102, Part 3.4 kapsamında devam eden teminat hakları arasındaki öncelik için özel kurallar öngörür.
Üçüncü kişilere karşı etkin hale getirilmiş bir teminat hakkı, bu niteliği taşımayan bir teminat hakkına göre önceliklidir.
Aynı ürün veya mal kitlesinde birden fazla etkin teminat hakkı devam ediyorsa, kanun bu hakların birbirlerine göre konumunu, her bir hakkın güvence altına aldığı yükümlülüğün ilgili toplam güvence altındaki yükümlülüklere oranını dikkate alarak belirleyen bir sistem öngörür.
Her teminat hakkı için hesaba katılan yükümlülük tutarı, ilgili başlangıç mallarının ürün veya mal kitlesine dâhil oldukları andaki değerini aşamaz.
Benzer bir oransal yaklaşım, birden fazla etkin hale getirilmemiş teminat hakkının rekabeti bakımından da uygulanır.
Basitleştirilmiş bir örnek düşünelim.
Tedarikçi A, 80.000 AUD değerinde; Tedarikçi B ise 20.000 AUD değerinde malzeme teslim eder.
Her ikisinin de kanuni şartları karşılayan, usulüne uygun şekilde etkin hale getirilmiş ve aynı nihai ürün üzerinde devam eden teminat hakları vardır. Ödenmemiş teminatlı yükümlülükler sırasıyla 80.000 AUD ve 20.000 AUD’dur.
Section 102, bu iki tedarikçinin rekabet eden konumlarının belirlenmesi için hukuki mekanizmayı sağlar. Kanun, nihai ürünün tamamının malzemeyi ilk teslim eden tedarikçiye ait olduğu gibi basit bir yaklaşım benimsemez.
Üreticinin varlıkları üzerinde bankaya verilmiş genel bir teminat, PMSI hakları, satış gelirleri üzerindeki haklar, ürünün üçüncü kişilere satılması veya bir ödeme güçlüğü süreci mevcutsa sonuç daha da karmaşık olabilir.
Bu nedenle Part 3.4 hükümleri somut işlemin gerçek yapısına uygulanmalı ve garantili bir tahsilat formülü olarak değerlendirilmemelidir.
PMSI öncelik sonucunu değiştirebilir
Tedarikçinin teminat hakkı bir purchase money security interest — PMSI — niteliğindeyse, öncelik sonucu önemli ölçüde değişebilir.
Section 103, işlenmiş veya karıştırılmış mallar üzerinde devam eden ve usulüne uygun şekilde etkin hale getirilmiş bir PMSI için özel bir kural öngörür.
Section 102 kapsamındaki genel kurallara rağmen böyle bir PMSI, PMSI niteliğinde olmayan belirli teminat haklarına karşı öncelik kazanabilir. Buna aynı grantor tarafından nihai ürün veya mal kitlesi üzerinde verilmiş ilgili teminat hakları da dâhil olabilir.
Bu durum özellikle Avustralyalı üreticinin bankaya varlıklarının geniş bir bölümünü kapsayan teminat verdiği hallerde önemlidir.
Ancak yalnızca tedarikçinin daha sonra başka bir ürüne dönüştürülen malzemeleri sağlamış olması nedeniyle otomatik olarak PMSI oluştuğu varsayılamaz.
Başlangıçtaki işlem PPSA’nın PMSI şartlarını karşılamalı ve teminat hakkı ilgili kayıt ve süre kurallarına uygun şekilde etkin hale getirilmelidir.
Kayıt hataları bağımsız ve ciddi sonuçlar doğurabilir. Özellikle PPSR kaydında PMSI statüsünün yanlış belirtilmesi yalnızca özel önceliği değil, belirli durumlarda kaydın etkinliğini de etkileyebilir. Bu konuyu “Avustralya’da PPSR kaydında PMSI hatası” başlıklı yazımızda ayrıntılı olarak ele alıyoruz.
Bu iki mekanizmanın birbirine karıştırılmaması gerekir.
Part 3.4 esas olarak teminat hakkına başlangıçtaki mallar bağımsız kimliklerini kaybettikten sonra ne olduğunu düzenler.
PMSI kuralları ise uygun şekilde korunmuş belirli bir teminat hakkının özel bir öncelik avantajı elde edip edemeyeceğini belirler.
Örnek: yabancı bir tedarikçi Avustralyalı üreticiye malzeme satıyor
Bir Avrupa şirketinin Avustralyalı bir üreticiye vadeli olarak 80.000 AUD değerinde özel hammadde sattığını varsayalım.
Sözleşme, teminat hakkı oluşturmayı amaçlayan hükümler içerir ve tedarikçi hakkını etkin hale getirmek için gerekli işlemleri zamanında yapar.
Üretici faturayı ödemeden önce hammaddeleri kullanır. Malzemeler başka bileşenlerle karıştırılır ve nihai bir ürüne dönüştürülür. Başlangıçtaki hammaddenin ticari olarak makul şekilde eski haline getirilmesi veya ayrı olarak tanımlanması artık mümkün değildir.
İki ay sonra üretici alacaklılarına ödeme yapmayı bırakır.
Bu aşamada tedarikçinin değerlendirmesi yalnızca “Bizim mallarımız nerede?” sorusuyla sınırlı kalmamalıdır.
Şu hususlar incelenmelidir:
- sözleşmenin geçerli bir teminat hakkı yaratıp yaratmadığı;
- bu hakkın usulüne uygun şekilde etkin hale getirilip getirilmediği;
- malzemelerin yeni ürün veya ortak mal kitlesinin parçası haline geldiği tarih;
- o tarihteki değerleri;
- hangi üretim sürecine veya stoklara girdiklerinin ispatlanıp ispatlanamayacağı;
- teminat hakkının PMSI şartlarını karşılayıp karşılamadığı;
- Avustralyalı alıcı hakkında başka hangi kayıtların bulunduğu;
- nihai ürün üzerinde rekabet eden başka teminat haklarının bulunup bulunmadığı;
- nihai ürünün zaten satılmış veya üçüncü kişiye devredilmiş olup olmadığı.
Part 3.4 şartları yerine getirilmişse, başlangıçtaki malzemelerin fiziksel olarak geri alınamaması tek başına alacaklının teminatlı konumunu sona erdirmez.
Tedarikçi uyuşmazlık çıkmadan önce hangi belgeleri saklamalıdır?
PPSR kaydı önemlidir, ancak tek başına teminat hakkının dayandığı sözleşmenin yerine geçmez.
Part 3.4 mekanizmasına dayanmak isteyen bir tedarikçi, teslim ettiği malların ticari ve belgesel geçmişini yeniden ortaya koyabilmelidir.
İşlemin yapısına bağlı olarak aşağıdaki belgeler önemli olabilir:
- imzalanmış tedarik sözleşmesi ve uygulanabilir ticari şartlar;
- mülkiyeti muhafaza hükümleri ve diğer teminat hükümleri;
- siparişler ve faturalar;
- teslim kanıtları;
- PPSR kayıt bilgileri ve verification statement;
- mevcutsa parti, seri veya diğer tanımlama numaraları;
- teslim edilen malzemelerin nasıl kullanıldığını gösteren depo ve üretim kayıtları;
- malların ürün veya mal kitlesine dâhil olduğu andaki değerini gösteren belgeler;
- üretim, stoklar ve ödenmemiş borçlarla ilgili yazışmalar.
Bu belgeler, ödeme güçlüğü veya tasfiye süreci başladıktan sonra özellikle önemli hale gelebilir. Çünkü tedarikçi aynı anda administrator, liquidator, teminatlı alacaklılar, banka ve diğer tedarikçilerle muhatap olmak zorunda kalabilir.
Alacaklı ancak bu aşamada sözleşmenin teminat hakkı yaratıp yaratmadığını, kaydın doğru olup olmadığını ve teslim edilen mallara ne olduğunu araştırmaya başlarsa, pratik konumu önemli ölçüde zayıflayabilir.
Malların karışması alacak tahsilatı stratejisini değiştirir
Avustralyalı bir alıcıdan vadesi geçmiş alacağı bulunan tedarikçi, birbiriyle bağlantılı ancak farklı iki konuyu ayrı ayrı değerlendirmelidir.
Birincisi olağan para alacağıdır: ne kadar borç bulunduğu, borcun ihtilaflı olup olmadığı, hangi belgelerle kanıtlandığı, müzakere veya dava yolunun uygun olup olmadığı ve borçlunun icra edilebilir malvarlığının bulunup bulunmadığı.
İkincisi ise teminatlı alacaklı konumudur: teslim edilen mallar, bunların işlenmesi sonucunda ortaya çıkan ürün, tespit edilebilir satış gelirleri veya diğer mallar, başka kişilerin taleplerine göre öncelik sağlayan bir teminat hakkına tabi olmaya devam ediyor mu?
Bu iki değerlendirme farklı tahsilat stratejilerine yol açabilir.
“Avustralya’da alacak tahsilatı” başlıklı ana rehberimizde ihtar ve müzakere aşamasından dava, icra ve ödeme güçlüğü süreçlerine kadar genel tahsilat mekanizmalarını ele alıyoruz. Borç vadeli mal satışından doğmuşsa, PPSR konumu genel tahsilat stratejisiyle birlikte değerlendirilmelidir; dava başladıktan sonraya bırakılmamalıdır.
Yabancı tedarikçiler için pratik sonuç
Avustralya hukukunda teslim edilen malzemelerin fiziksel olarak ortadan kalkması, tedarikçinin teminat hakkının da mutlaka sona erdiği anlamına gelmez.
PPSA sections 99–103, malların üretim, işleme, montaj veya karıştırma sonucunda bağımsız kimliklerini kaybetmesinden sonra teminat hakkının belirli şartlarla devam edebileceği özel bir sistem kurar.
Bu hükümler ayrıca teminatın üçüncü kişilere karşı etkinliğinin devamını, birden fazla teminat hakkı arasındaki önceliği ve başlangıçta teslim edilen malların değeriyle bağlantılı öncelik sınırını düzenler. Usulüne uygun şekilde etkin hale getirilmiş bir PMSI, belirli koşullarda ek bir öncelik avantajı sağlayabilir.
Ancak Part 3.4, sıradan bir ödenmemiş faturayı sonradan teminatlı bir borca dönüştürme imkânı vermez.
Yabancı bir tedarikçi açısından en önemli hazırlıklar Avustralyalı alıcı temerrüde düşmeden önce yapılmalıdır: tedarik sözleşmesi gerekli teminat hakkını yaratmalı, PPSR koruması zamanında sağlanmalı ve belgeler teslim edilen malların, değerlerinin ve üretim sürecindeki sonraki kullanımının izlenmesine imkân vermelidir.
Ödeme sorunları ortaya çıktığında alacaklı, teminatın sözleşmesel temelini, PPSR kayıtlarını, teslim edilen malların durumunu, rekabet eden teminat haklarını ve mevcut veya yaklaşan bir ödeme güçlüğü sürecini gecikmeden incelemelidir.

